Kahraman tiyatro, süper gösteri sanatları merkezine karşı*
Türkiye’de tiyatro konuşulurken bakış çoğu zaman sahnenin üzerinde takılı kalıyor. Oyuncu iyi miydi, reji tuttu mu, dekor iş gördü mü, metin bugüne değdi mi… Eleştirinin dili buralarda dönüp duruyor. Oysa asıl mesele çoğu zaman sahnede değil, sahnenin çevresinde kuruluyor. Bir oyunun niçin seçildiği, nasıl bir yapım mantığıyla dolaşıma sokulduğu, kimlere seslendiği, kimleri baştan dışarıda bıraktığı, nasıl bir seyirci varsaydığı daha az konuşuluyor. Halbuki tiyatro dediğimiz şey yalnızca estetik bir hadise değil. Aynı anda kamusallık, sınıf, kültürel sermaye ve erişim meselesi. Bu yüzden son dönemde tartışma yaratan büyük yapımlara bakarken fazla gizem aramaya gerek yok. Satıcının Ölümü gibi bir metnin büyük sponsorlar ve gösteri merkezleri tarafından sahiplenilmesinin cevabı aşağı yukarı bellidir. Metin klasiktir, bu ona güvenlik sağlar. Tanınmıştır, bu kuruma ağırlık katar. Kapitalizmi hedef alır, bu da ona kültürel ciddiyet verir. Oyuncuya prestij, yönetmene itibar, seyirciye de öne...