İki kalas, bir heves, sıfır bütçe*
Tiyatronun parayla ilişkisi üzerine konuşmak, tiyatronun kendisi üzerine konuşmak kadar romantik değildir. Sahne dediğimiz yerde oyuncuyu, metni, rejiyi, seyirciyi, sözü, bedeni görürüz; ücret bordrosu, elektrik faturası, prova salonunun kirası, turne harcırahı ya da oyuncunun ev bulma meselesi aynı kolaylıkla görünmez. Sanat tarihi de çoğunlukla bu görünmezliği sever. Bertolt Brecht’in hikâyesine bir de buradan bakmak yararlı olabilir. Çünkü 20. yüzyıl tiyatrosunun en etkili muhaliflerinden birinin o verimli çalışma düzeni, sanıldığı gibi yoksulluğun içinden yahut yalnızca sanatçıların hevesi sayesinde çıkmadı. Arkasında hatırı sayılır bir kamusal bütçe, sürekli çalışan bir tiyatro örgütü, ücretli oyuncular, teknik kadro, uzun prova zamanları ve bütün bunları gündelik hayatın maddi ayrıntıları içinde çekip çeviren Helene Weigel vardı. Brecht’in tiyatrosu seyircinin sahne karşısındaki alışkanlıklarını değiştirmeye girişmişti. Özdeşleşmenin rahatlığını bozmak, olup biteni kaçınılmaz bir...